Futbol hep futboldan fazlasıydı: Muktedirin gölgesinde sakatlanan 'Güzel Oyun'-3

Levent Turhan Gümüş

22 Temmuz 2020
Futbol hep futboldan fazlasıydı: Muktedirin gölgesinde sakatlanan 'Güzel Oyun'-3

Müesses nizam devam ediyor fakat bir şey eksik: Hakkaniyet!... Eşik aşıldı. Hakkaniyet duygusu kayboldu. Milyonlarca insanın bir “eşitlenme”, bir “kazanma imkanı” olarak gördüğü futbol, adaletsizlik üreten bir “oyun”a dönüştü.

Her şey sınıfsaldır ve futbol da içinde olmak üzere her şey siyasetle ilgilidir.

Bir zamanlar eski tarlalardan bozma toprak sahalarda top koşturan futbolcuları desteklemek için taştan tribünleri dolduran taraftar profilinin değişmesi de, semt çocuklarının yerine transfer edilen topçuların gelmesi de ve bütün bu değişime büyük bir hızla ayak uyduran kulüp yönetimlerinin kapitalist işleyişe ayarlı bir şirkete dönüşmesi de siyasetin konusudur.

Eski semt ve şehir takımlarının birer birer tasfiye olmasını kapitalizmin gelişiminden ve dolayısıyla siyasetten ayrı düşünmek mümkün değildir. 

Futbol çoğu zaman bizzat iktidarın kendisini gösteren ve iktidar tarafından gösterilmek istenen her neyse onu gösteren bir oyun olmuştur. Özellikle bazı dönemlerde, iktidarı temsil eden zihniyetin maksimum yararı neyi gerektiriyorsa renklerin dizilimi de ona göre hiza almıştır. El değiştiren iktidarlarla birlikte futbol sahnesinin ön tarafında yer alan takımlar ve kulüp patronları da değişmiştir. Bazı kulüplerin zamanın ve siyasetin yıpratıcı etkisine rağmen hala sahne alabilmelerini köklü bir geçmişe sahip olmalarından ziyade uyum yeteneklerinde aramak gerekir. Üç büyükler semt takımları olmaktan hep fazlasını temsil etmiştir örneğin. Bunda Cumhuriyet tarihi boyunca İstanbul’un iktisadi hayatın merkezinde olması ve bu kulüplerin iktidarla kurmuş oldukları ilişkinin önemli rolü vardır. Futbolda profesyonelleşmeyle birlikte Beykoz, Sarıyer, Beylerbeyi gibi İstanbul’un köklü kulüpleri ana sahnenin dışına düşmüş, benzer bir yazgıyı memleketin değişik bölgelerinde kurulmuş kamu iktisadi teşekkülleri ve askeri kurum kökenli kulüpler de paylaşmıştır. Şekerspor, Harbiye, Muhafızgücü gibi takımlar kapitalist ilişkilerin büyük kentlerde ve sonrasında Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde gelişmesine bağlı olarak birincil arenadaki görünürlük vasıflarını kaybetmiştir.

Futbol İktidar Özdeşliği

Ülkemizde “iktidar”ı temsil eden güçlerin, özellikle sağ cenah siyasetçilerin futbolla kurmuş oldukları ilişkinin canlı ve verimkâr bir ilişki olduğu biliniyor. Muktedirin dolaylı ya da dolaysız işaretiyle bazı takımların işlerinin kolaylaştığından, iktidarla futbol arasında geçişken, birbirini besleyen ve birbirine çıkan bir ilişki olduğundan bahsedilebilir. 

Şöyle bir göz ucuyla bakıldığında bile söz konusu “ilişki” kendisini bir dizi tuhaf rastlantısal durumlarla ortaya koyar. Çarpıcı örneklerin hemen hepsi sağ iktidar odaklarıyla ilgilidir. Özal döneminde 1. Lige çıkan Malatyaspor hemen aynı yıl, 1987-88 sezonunda ligi 3. sırada bitirirken, Rizespor’un tekrar 1. Lige çıktığı 1984-85 sezonunda Rizeli Mesut Yılmaz da 1. Özal hükümetinin devlet bakanıdır.

 

Şaşırtıcı gelebilir ama rastlantısal özdeşliğin tuhaf, çelişkili ve değişken hallerini en çok temsil eden takımlardan biri Diyarbakırspor’dur. Rastlantısal durum,  Öcalan’ın yakalanması ve PKK’nın tek taraflı ateşkes ilan etmesine bağlı olarak şekillenir. “Ortak payda” olarak futbola yüklenen anlam - daha önce tecrit politikası uygulanan ve daha sonra da uygulanacak olan - Diyarbakırspor özelinde “bölge”yi temsil eden, toplumsal barışa aracılık edecek bir araç olarak devreye sokulur. Dönemin il emniyet müdürü Gaffar Okkan, Diyarbakırspor’un Süper Lig’de temsil edilmesi için yoğun çaba harcar. Kolordu komutanı Büyükanıt’la birlikte hiçbir maçı kaçırmazlar. Ancak “süreç” henüz olgunlaşmamıştır. Diyarbakırspor, 1999-2000 sezonu play-off final maçında Çaykur Rizespor’a yenilerek Süper Lig’e çıkma fırsatını kaçırır. Farklı bir emniyet müdürü profili çizen Okkan, 24 Ocak 2001 tarihinde uğradığı suikast sonucu öldürülür. Ölümü Kürt kamuoyunca toplumsal barışı sabote etmeye yönelik bir eylem olarak değerlendirilir. Aynı yıl oynanan sezonun son maçında İstanbul Büyükşehir Belediyespor’u yenen Diyarbakırspor TFF 1. Lig ikincisi olarak Süper Lig’e çıkar. İnönü Stadyumu’nda oynanan maçı izleyenler arasında dönemin başbakan yardımcısı Mesut Yılmaz da vardır. (1)

Futbola Cemaat Müdahalesi ve Bank Asya 

Futbol iktidar özdeşleşmesinin daha önce görülmedik ölçüdeki bozucu etkisi Cemaat-AKP işbirliği döneminde yaşanır. Cemaatin yönlendiriciliğinde birçok sportif ve kültürel içerikli organizasyon yapılır, sponsorluklar gerçekleştirilir. 

En etkili olanlardan biri de Bank Asya’nın futbol sponsorluğudur. Süper Lig’in bir alt kategorisi olan TFF 1. Lig, 2007-08 sezonundan itibaren Bank Asya 1. Lig olarak organize edilir. (2) 

Bank Asya’nın 1. Lig’e sponsor olduğu yıllar boyunca, AKP yöneticileriyle iltisaklı olduğu bilinen takımlardan Kocaeli ve Antalya 2007-08, AKP kurucularından Arınç’ın kenti (Vestel) Manisa ve Erdoğan’ın semti Kasımpaşa 2008-09, Davutoğlu’nun şehri Konya 2009-10, Samsun 2010-11, bin operasyon faili Ağar’ın memleketi Elazığ ve Akhisar (Belediyespor) futbol takımları 2011-12 sezonunda Süper Lig’e çıkar.(3) 

Cemaatle anlaşmazlık sonrasında da düzen devam eder. AKP kurucularından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül döneminde Kayseri Erciyes 2012-13, bir başka Erdoğan takımı olan İstanbul Büyükşehir Belediyespor 2013-14, Kayserispor 2014-15 sezonunda şampiyon olarak Süper Lig’e terfi eder.

Hegemonya Tesisinde Kullanışlı Bir Araç: “Belediyespor”lar

‘80 sonrası tekelci sermaye, nispeten (en azından başlangıçta nispeten) daha özerk olan voleybol, basketbol gibi alanlara yatırım yaparken şehir futbol takımları AKP’li Belediyeler tarafından markaja alınmıştı. Eczacıbaşı’nın voleyboldaki, Efes Pilsen’in basketboldaki başarıları önce bankaların, daha sonra belediyelerin ilgisine konu olmuş, hükmettikleri muazzam bütçeler sayesinde belediye kulüpleri futbol dışındaki dallarda da rekabetin asli unsurları konumuna yükselmişti.

Özal, prenslerini kulüp içine yerleştirerek Galatasaray’ı öne çıkarmak, yatırımlarla destekleyip bir başarı hikâyesi oluşturmak istemişti. Bunu yaparken first lady, “papatyalar kraliçesi” Semra Özal üzerinden Beşiktaş’ı yedekleme hamlesi yapmayı da ihmal etmemişti. Ardılları, kuşatma siyasetini hem yerel hem merkez kulüpler düzeyinde hakimiyet kurma amaçlı olarak sürdürdü. Toplumun mutlak kontrolüne yönelik politika nasıl ki tek tek ilgili kurulların tasfiyesi ya da ele geçirilmesiyle sonuçlandıysa, futbola hükmeden kurullara yönelik müdahale de benzer bir anlayışla hayata geçirildi. Hegemonya tesisine yönelik olarak, başta futbol olmak üzere sayısız spor kulübü kuruldu. Belli bir geçmişe sahip bölge kulüpleri birer birer tasfiye olurken alt ligler adeta “Belediyespor”ların istilasına uğradı. (4)

Türkiye liglerinde doğrudan ilgili belediyenin adıyla kurulmuş futbol kulüpleri olduğu gibi, sonradan geçmişi olan bir takımın ismini devralarak dönüşen ya da iktidara yakın kuruluşların sponsorluğunu ön isim olarak alıp ancak o şekilde ayakta kalabilen çok sayıda futbol kulübü var. Buna bir de alt liglere doğru inildikçe daha çok karşımıza çıkan “özel idare”ye ve “devlet kuruluşları”na ait kulüpler eklendiğinde iktidarın etki alanının “belediye sınırları”nın çok ötesinde olduğu söylenebilir. TFF 1. Lig’de doğrudan belediyenin ismiyle anılan tek bir kulüp varken bu sayı alt liglere doğru inildikçe çoğalır. TFF 2. Lig’de dört olan belediyespor sayısı, 3. Lig’de on bir’e çıkar. İlginç olan bu kulüplerin hemen hepsinin AKP’li belediyelere ait olmasıdır. Kürt illerindeki HDP’li belediyelere ait takımlar da vardır ama bunların tamamı Spor Toto BAL Ligi olarak adlandırılan bölgesel amatör liglerde yer almaktadır. Futbol ilgilisi olmayanın bu takımları görme, varlığından haberdar olma şansı yoktur ki bu durum “oyun”un kurallarıyla uyumludur. Nasıl ki “Kürt” sözcüğünden neşet eden diğer temsil biçimleri engellenerek görünmez hale getirilmek istendiyse futbol bahsinde de aynı şey olmuş, bir toplumsal ayna olarak futbol gösterilmesi gerekeni göstermiş, saklanması gerekeni saklamıştır.

İstanbul Büyükşehir Belediyespor, Göksel Gümüşdağ, Emre Belözoğlu ve Diğerlerinin Hikâyesi

Başakşehir FK, gerek belediye çıkışlı olması, gerek en tepedeki güçlü adamla olan açık bağı, gerekse yönetim ve teknik heyet yapısıyla tam bir “proje takımı”dır.

Kulüp, Başakşehir FK olmadan önce, yani belediyespor iken 2006-07 sezonunda Süper Lig’e çıkmış, ciddi bir başarı gösteremeyip altı yıl sonra 1. Lig’e düşmüş ve hemen ertesinde, 2013-14 sezonunda tekrar Süper Lig’e yükselmişti. Belediyespor döneminde cemaatle iltisaklı bazı isimler teknik heyet ve futbolcu olarak takımda yer almış, Başakşehir FK’ye dönüştükten sonra da bu durum örtük bir biçimde devam etmişti.

İstanbul Büyükşehir Belediyespor, futbol aracılığıyla toplumun kılcal damarlarına sızma harekatının en önemli projelerinden biriydi ve halihazırda Medipol Başakşehir FK’ne dönüşmüş haliyle görevini icra etmeye devam ediyor. (5)

Başakşehir - Göksel Gümüşdağ'dan Trabzonspor'a cevap - İBB FK ...

Projenin başında dün olduğu gibi bugün de Göksel Gümüşdağ bulunuyor. Gümüşdağ, “Sülale devleti” fotoğrafını tamamlayan en önemli figürlerden biri. Emine Erdoğan’ın yeğeniyle evli. Artık bir alameti farika haline dönüşmüş olan “Cumhurbaşkanına teşekkür ve onun inayetiyle başarının geldiğine” dair yaptığı konuşmalarla Başkanlık Rejimi’nin futboldaki en önemli taşıyıcılarından. Cemaat savcısı Zekeriya Öz’ün talimatıyla sahneye konan, Fenerbahçe’nin şike yapmakla suçlandığı operasyon döneminde TFF yönetim kurulundaydı. Operasyonun başlatıldığı 3 Temmuz 2011 tarihinden beş gün önce, Forbes’ın “en zengin yüz Türk” arasında gösterdiği Mehmet Ali Aydınlar’la birlikte yönetime gelmişti. Aydınlar başkan, Gümüşdağ başkan vekiliydi. (6)

 Sonra tuhaf şeyler oldu, olmaya da devam ediyor. Şike davası bağıntılı olarak tutuklanan NATO müteahhidi Aziz Yıldırım, süreç içinde tasfiye edildi. Yerine Türkiye’nin en zenginlerinden Ali Koç, başkan seçildi. Yıldırım döneminde tesislerin kapısından giremeyen, tescilli cemaat mensubu eski AKP milletvekili Hakan Şükür ve Arif Erdem’in kankası Emre Belözoğlu, yıllarca Başakşehir kaptanlığını yaptıktan sonra sezon başında Fenerbahçe’ye geri döndü. Şimdi otuz dokuz yaşında hem sportif direktör hem de kaptan olarak Fenerbahçe futbol kulübünde görev icra ediyor. Cemaatin imamlarıyla fotoğrafı olan futbolculardandı Belözoğlu. “Hoca efendi” ile fotoğraf çektirmiş siyasetçilerin başına ne geldiyse Belözoğlu’nun başına da o geldi. Terfi etti. Yıldırım’la birlikte yargılanan Fenerbahçe eski yönetim kurulu üyesi, en büyük AKP müteahhitlerinden Nihat Özdemir de terfi ederek TFF Başkanı oldu. Ne Gülen’in Gümüşdağ’ı neden gözetip kolladığına ne de şampiyonluğu kesinleşen takımın başındaki Okan Buruk’un Cemaat ile olan bağına ilişkin kimse tek laf etmiyor. (7)

Siyaset, futbolun aynasında bildiğini okumaya devam ediyor. Başakşehir FK’nin şampiyonluk kutlamalarına Bilal Erdoğan’ın katılmasıyla birlikte mizansen tamamlanmış oldu. Necmeddin Bilal Erdoğan’ın boynunda takım atkısıyla kutlamalara katılması son derece doğal bir şeymiş gibi ekranlara yansıdı, garipsenmedi. Nihayetinde Başakşehir, “babasının kurduğu” takımdı! (8)

Ortak Paydadan Ortak Bölene...

Toplumda kim şampiyon olursa olsun bunun bilek gücüyle olmayacağına dair yaygın bir kanaat oluşmuş durumda.

Geçtiğimiz yıllarda önüne Avrupa’nın beşinci büyük ligi olmayı koymuş bir ülkede futbol gerçekliği yerlerde sürünüyor. Taraftar olarak tanımlanan kütle tribünden pandemi öncesinde çekilmişti zaten. Futbolun yeni normalindeki en kapatılamaz boşluğa denk düşen maçlar neredeyse boş tribünler önünde oynanıyordu. Hakemlerden, federasyondan herkesin şikayetçi olduğu, her takımın kendini mağdur, rakip takımı kayırılan olarak gördüğü bir atmosfer içinde geleneksel taraftar profili tribünü çoktan terk etmişti. Terk etmeyip de fanatik bir şekilde takımlarını destekleyenler pandemi öncesinde olduğu gibi kaybetmiş olmanın vebalini en olmadık söylemlere vardırılan düşmanlıklara yükleyerek sürdürüyor.

Cizre ve Eskişehir bakışımlı şu tek bir örnek bile, futbolun, Kürt sorununun çözümüyle ilgili kapsayıcı bir ortak payda beklentisinden tamamen saparak, parçalayıcı bir ortak bölene nasıl dönüştüğünü görmek için yeterli.

Cizre’den bodrumlarda insanların katledildiği haberlerinin geldiği günlerde, bir grup Eskişehir taraftarı ana tribünün hemen önüne, üzerinde Eskişehirspor ambleminin de yer aldığı oldukça büyük bir pankart açmıştı. Pankartın üzerinde “Aşk Bodrumda Yaşanıyor Güzelim” yazıyordu. Eskişehirspor’un 30. haftada, kendi sahasında Altay’la berabere kalarak küme düşmesinin kesinleşmesinden sonra, Amedspor taraftar grubu “Barikat”, sosyal medyadan şu tiviti paylaştı: “Aşk Kümede Yaşanıyor, Beter Ol # Eskişehirspor! Yapılan hiçbir alçaklığı unutmayacağız. Faşist zihniyetinizin bedelini ödüyorsunuz!”

Eskişehirspor taraftarlarının verdiği yanıtlarda özel harekatçılar vardı. Eskişehirspor amblemine Türk bayrağı eşlik ediyordu. Arka fonda TSK simgeleriyle birlikte “Ölürsek Cennet Bizim. Kalırsak Devlet Bizim” pankartı yer alıyordu. Sosyal medya üzerinden kendisini ortaya koyan bu keskin karşıtlık, toplumdaki kutuplaşmanın bir tezahürüydü ve bu anlaşılabilir bir durumdu. Bir dönem taraflı tarafsız herkesin takdirini kazanan, kendi alt yapısından gelen oyuncularla Türkiye liglerinde fırtına gibi esen ve okumuş yazmış futbolcularıyla parmakla gösterilen, centilmenliğiyle ve taraftar grubunun yaratıcılığıyla tanınan Eskişehirspor tel tel dökülüyordu ve futbolumuzun ahvali dikkate alındığında bu da anlaşılabilir bir durumdu. Eskisehirspor, yönetiminde şehrin ileri gelenlerinin yer aldığı bir şehir takımı olmaktan çoktan çıkmış, yönetim lümpen milliyetçi eğilimleriyle dikkat çeken eski milli futbolcu ve AKP milletvekili Alpay Özalan ve ekibinin eline geçmiş, taraftar grubu da yaşanan süreçle uyumlu bir şekilde farklılaşmıştı. Küme düşme maçı sonunda yaşananlar tüy dikme tabir edilecek cinstendi. Yenilgiyi hazmedemeyen Eskişehirsporlu futbolcular Altay takımının oyuncularına saldırmış, Eskişehirspor takımı antrenörü Altay takımı antrenörünü teşvik almakla suçlamıştı. Her şey olması gerektiği gibi oluyor, hak edilmişliğe dair duyulan kuşku, hızla rakibini suçlamaya dönüşüyordu.

Futbolun Ekonomi Politiği

Böylesi bir çürümüşlük gündemi içinde Süper Lig’in en tepesinde bir deprem beklenirken, sarsıntı daha alt liglerden geldi. Sistem, en zayıf noktalarından, dikiş yerlerinden patlamaya başlamıştı. TFF’nin, kalan maçları oynanmış kabul ederek 2. ve 3. Lig’i pandemiden önceki puan durumunu baz alarak tescil etmesi üzerine 2. Lig takımlarından Ankara Demirspor ligden çekilme kararı aldığını bildirdi. Haklıydı çünkü kalan maçlar oynansa şampiyon olup bir üst lige çıkma ihtimali vardı. Ankara Demirspor’u Şanlıurfaspor izledi. Haklıydı çünkü matematiksel olarak benzer durumda olan bir başka takıma kural uygulanmamıştı, açık bir adaletsizlik söz konusuydu. (9)

Art arda spor gündemine düşen bu iki haber doğal olarak “neden” sorusunu sordurdu. Süper Lig ve TFF 1. Lig oynanırken neden daha alt liglerde maçlar oynanmıyordu. Üst liglerde oynayan oyuncular, teknik ekip ve hakemler kendilerini koronadan koruyacak görünmez bir zırha mı sahipti? Neden top aracılığıyla oynanan diğer temaslı oyunlar, voleybol, basketbol, hentbol değil de futbol kaldığı yerden yeniden başlamıştı?

Bu soruların yanıtı futbolun ekonomi politiğinde yatıyor.

Futbolun ekonomi politiği diğer başka alanlarda olduğu gibi devletin, daha özelde mevcut iktidarın çıkarlarına tabidir. Ona göre şekil alır, alınacak önlem ya da tasarruflar onun ihtiyaçlarına göre kurgulanır.

Futbol; bahis oyunları, naklen yayınları, futbol programları, futbol kulüpleri, futbolcusu, futbol medyası ve her hafta tuttuğu takımı tribünden ve televizyondan izleyen taraftar gruplarıyla çok büyük bir endüstri. Bu endüstrinin en tepesinde FİFA, altında kıta federasyonları, onların da altında ülke federasyonları, sponsorlar, global ve yerel yayın kanalları bulunuyor.

Türkiye Süper Lig’inin yayın hakkı Katar sermayeli Bein Sports adlı kuruluşta. Yapılmış anlaşmalar var. Çarkın dönmesi için maçların kaldığı yerden yeniden başlaması gerekiyordu. Naklen yayınla birlikte Katar Emiri’nin kasasına para girdi. Paranın bir kısmı futbol kulüplerine dağıtıldı. Böylece ‘80 sonrası dönemde devlet desteğinden ziyade sponsorluk ve havuz sistemine bağlı olarak ayakta kalmaya çalışan kulüpler borçlarının bir kısmını ödeyebildi. Ve en önemlisi bahis şirketleri, salgınla birlikte daha da yoksullaşan, gelecek ufku daha da kararan vatandaşa “kazanma ihtimali”ni her hafta yeniden ve yeniden satabildi.

Başakşehir FK - Galatasaray maçı öncesi Hürriyet’in internet sitesinde yer alan şu başlık Korona Günleri’nde futbolun neden oynandığının açık itirafıydı aslında: “Galatasaray için Başakşehir karşılaşması sezonun kader maçı. 30 milyon Euro‘luk maç!”

Pandemi sürecinde 35 milyon Euro zarar ettiklerini açıklayan Galatasaray yönetimi, yenilgiye bağlı olarak Devler Ligi’ne gitmelerinin tehlikeye düşmesi halinde, uluslararası futbol ekonomisinin katılımcılara aktaracağı yaklaşık 30 milyonluk Euro’dan mahrum kalacaktı. Galatasaray başkanı lig tekrar başlamadan önce hakemlere, federasyona göndermede bulunarak sonunda ilahi adaletin tecelli edeceğine inandıklarını belirten açıklamalar yapmış ama sonuç değişmemişti çünkü “Futbolun Tanrıları” başka tecelliler kurgulamıştı. (10)

“Normalleştirme” Aracı Olarak Futbol

Vatandaşı ve ülke ekonomisini doğrudan ilgilendiren sağlık, eğitim, turizm gibi bakanlıklar, gazeteler, televizyonlar muktedire bağlı patronların elinde. Ve en vahimi vatandaşın hayalleri de patronların elinde. Beşiktaş’ın ve futbol federasyonunun eski başkanı, bizzat muktedir yönlendirmesiyle ülkenin en büyük medya kuruluşlarından birinin sahibi olan Demirören, başkanlıktan ayrılmasının ardından aynı zamanda bahis oynatan şirketin de sahibi olmuş durumda. Her şey gerçek ötesi görünümde, yine her şey bir o kadar da gerçek, yeni rejimin doğasına uygun. 

Futbol bir “normalleştirme” aracı. “Eski normal” onsuz olmuyordu, “yeni normal” de onsuz olmuyor.

Müesses nizam devam ediyor fakat bir şey eksik: Hakkaniyet! 

Eşik aşıldı. Hakkaniyet duygusu kayboldu. Milyonlarca insanın bir “eşitlenme”, bir “kazanma imkanı” olarak gördüğü futbol, adaletsizlik üreten bir “oyun”a dönüştü.

Tam da bu noktada, futbolu izlemekten hala neden vazgeçmediğimiz sorulabilir. 

Bu sorunun yanıtı kişisel ve toplumsal düzlemde ayrı ayrı yanıtlanabilir. 

Bir futbol tutkunu için - Galeano’dan ödünç alarak söylemek gerekirse - kendisini, “iyi futbol dilencisi” olarak gören bir futbolsever için vazgeçmek, öncesiz ve sonrasız kalmak anlamına gelecektir ki bu noktada kişisel yanıt “her şeye rağmen” futbol olacaktır. (11)

Diğer yanıta gelince...

Futbolu izlemekten vazgeçmek, daha doğru bir ifadeyle futbolla ilgilenmekten vazgeçmek, başka bir futbol vaadinden, bu güzel oyunun içerdiği hasletlerden, sosyal ve kültürel derinliğe sahip bir alanı değiştirip dönüştürme imkanından vazgeçmek demektir.

Kimileri romantik kimileri uca çekilmiş bir benzeştirme olarak yorumlayabilir ama futbol ve siyaset bahsinde hakikatimiz, “gerçekçi ol imkansızı iste” noktasında belirginleşmektedir. Gerisi laf-ı güzaftır.

Dipnotlar

(1) Süper Lig’de beş yıl kalan Diyarbakırspor, 2006’da 1. Lig’e düştü. 2008-09 sezonu sonunda tekrar Süper Lig’e çıktı, hemen ertesinde tekrar düştü. Ve sonrasındaki düşüş, Kürt sorununun çözümüyle ilgili ivmenin düşmesiyle uyumlu bir şekilde devam etti. Diyarbakırspor, şu an Süper Amatör Lig’de mücadele ediyor. Bir başka Diyarbakır takımı olan Amedspor ise ırkçı saldırıların gölgesinde 2. Lig’de top koşturuyor.

(2) Bank Asya 25 Ekim 1996 tarihinde İstanbul'da açıldı. Bankanın açılış törenine Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Fethullah Gülen ve Tansu Çiller katılmıştı. 3 Şubat 2015 tarihinde TMSF şirket yönetiminin % 63'üne el koymuş, 29 Mayıs 2015 tarihinde ise bankanın tamamı TMSF'ye devredilmişti. 15 Temmuz’un hemen akabinde, 18 Temmuz 2016 tarihinde, müflis duruma düşürülmüş Bank Asya'nın faaliyetleri terör eylemlerine destek verdiği gerekçesiyle tamamen durduruldu. Cemaatle ortaklık bozulduktan sonra söz konusu ligle birlikte, ligin isminin geçtiği ne varsa sırra kadem bastı. Beş altı yıl boyunca öyle bir lig sanki hiç olmamış, bankanın açılışına devletin en yetkili isimleri katılmamış gibi yapıldı. Çok sayıda vatandaş, Bank Asya’ya para yatırdığı için FETÖ’cü suçlamasına maruz kalırken koca bir ligi yıllarca aynı adla oynatan, anlaşma imzalayanlara yönelik tek bir soruşturma bile açılmadı.

(3) Kasımpaşa, 1. Lige düştüğü 2010-11 sezonunun hemen ertesinde, hiç sektirmeden tekrar Süper Lig’e çıkmıştır.

(4) Büyükşehir Belediye Erzurumspor, Cesar Grup Ümraniyespor, Etimesgut Belediyespor, Bayburt Özel İdare Spor, Sultanbeyli Belediyespor, Medikal Park Batman Petrol Spor A.Ş., Siirt Özel İdare Spor, Kastamonu Özel İdare Köy Hizmetleri Spor söz konusu yelpazeye verilecek örneklerden sadece birkaçıdır.

(5) İstanbul Büyükşehir Belediyespor, Süper Lig’e yeniden çıktığı 2104 yılında yeni bir yapılanmaya gitmiş, ismini de İstanbul Başakşehir Futbol Kulübü olarak değiştirmişti. Şu anki Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın sahibi olduğu Medipol Sağlık Grubu, 2015 yılından beri takımın sponsorluğunu yapıyor.

(6) Kendi deyişiyle “Her zamankinden daha çok yakınlaştığına inandığı şampiyonluk için on altı yıl boyunca yürütmüş olduğu AKP İstanbul belediye meclisi başkanlığı görevini bırakarak” Başakşehir’e odaklanan Gümüşdağ, uzun yıllar Kulüpler Birliği Vakfı başkanlığı da yapmıştır.

(7) Açık desteği zaman zaman kamuoyuna yansıyan Berat Albayrak’ın ve Hrant Dink’in öldürülmesi sonrasında idmana Ogün Samast’ın taktığı türden bir beyaz bereyle çıkan Hüseyin Çimşir’in takımı Trabzonspor, son maçta büyük bir sürpriz olmazsa ligi ikinci sırada bitirecek. Böylece, iktidar desteği tescilli iki takım, 2019-2020 sezonunun “kazananları” olarak tabelaya adlarını yazdırmış olacaklar.

(8) Kumpas davası hakimlerinden Dursun Ali Gündoğdu, 2017 Eylülünde verdiği Yargıtay ifadesinde, “Şike kapsamında göz altına alınan Göksel Gümüşdağ’ın, Fethullah Gülen’in ‘Bir güzellik yapalım, bir latife yapalım’ sözü üzerine serbest bırakıldığını” belirtmişti. Okan Buruk’sa 1996’da, okyanus ötesinde çekildiği varsayılan bir videoda Fethullah Gülen’i dinlerken görüntülenmişti.

(9) Galatasaray’ın beklentisi gerçekleşmedi. Ne şampiyonlar ligine ne de UEFA’ya gidebildi. Ve bir başka tecelli, Ankaragücü Süper Lig’den düşerken başka bir Ankara kulubü, devrik belediye başkanı Melih Gökçek’in takımı - oğlu Ahmet Gökçek’in kurucu başkanlığını yaptığı - Osmanlıspor da TFF 1. Lig’den 2. Lig’e düştü. Oysa çok değil iki yıl öncesine kadar Süper Lig’de yer alıyordu.

(10) TFF 2. Lig Beyaz Grupta yer alan Şanlıurfaspor kulübünden yapılan açıklamada, "Şanlıurfasporumuzun matematiksel olarak 3. Lige düştüğü için küme düşürüldüğü belirtildi. 2. Lig'de (Kırmızı Grup) tüm maçlarını kazansa dahi küme düşecek Niğde Belediyespor'u niye düşürmediniz? Türk futbolundan çekiliyoruz, Şanlıurfaspor yok artık." ifadeleri kullanıldı. Ankara Demirspor, kalan 6 maçın 3'ünü küme düşmüş takımlarla, birini de lider Bandırma ile sahasında oynayacaktı. Şampiyonluk şanslarının ellerinden alındığını belirterek ligden çekilen mavi beyazlılar, taraftarlarının yoğun isteği üzerine daha sonra play-off maçlarına katılma kararı aldı.

(11)Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, Gölgede ve Güneşte Futbol (Can Yayınları) adlı kitabında futbol tutkusunu şu sözlerle ifade eder: “Ben basit bir iyi futbol dilencisiyim. Elimde şapkam, dünyanın dört bir yanını geziyor ve stadyumlarda yalvarıyorum: Tanrı rızası için, güzel bir maç lütfen!”

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Ay Çıkınca Ölüm Susar!
    Yaz biterken bir kızıl gül daha soldu. Üzgünüz. Oysa öfkeli olmamız gerekirdi. Bir Sisyphos yazgısı gibi kendini tekrarlayarak düştü toprağa en direşken olanlarımız. Yaz başıydı. Haziran’da ölmek zordu. Genç zamanlardı.…
  2. Esas Hadise O Kiraz Ağaçları*
    ''Yolumuzu ayırdıklarımızdandı Mihri Belli. Çok sonra, kendi hikâyemizin ve onun hikâyesinin aslında aynı "kiraz zamanı"na adanmış hayatları içerdiğini anladığımızda Mihri Belli yetmişli yaşlarındaydı, bizse otuzlu yaşlarımızda'' Düş bekleyene gelmez, ona…
  3. Katları Düşerken
    Katları Düşerken
    3 Temmuz 2020
    Muktedir her ne istiyorsa onu söyleme mecburiyetinin hükümran olduğu bir distopya ülkesi bu ülke artık. Söz yasak. Dislike yasak. Maskesiz dolaşmak yasak... Nefes alamıyoruz... İtalyan yazar Dino Buzzati, “Yedi Kat” adlı…
  4. Haziran’da Bir Fidan: Berkin Elvan*
     Berkin Elvan’ın bir gaz fişeği ile vurulmasının üzerinden yedi yıl geçti. Adalet tecelli etmedi. Katili halâ aramızda. Berkin’den sonra naaşı günlerce buzdolabında bekletilen, koyun otlatırken öldürülen, üzerinden panzer geçirilen başka…
  5. Bir İktidar Aracı ve Muhalefet İmkânı Olarak Futbol-1
    Simgeler, semboller önemlidir. Futbol, içinde çokça simge barındıran toplumsal bir aynadır. Sesi kısılmış, muhalefet etme araçları elinden alınmış bir toplum, farklı bir taraftar profiliyle kendisini futbol üzerinden pekala ifade edebilir.…
  6. Siyasette ve Gündelik Hayatta
    Siyaset ve gündelik hayatın "yeni normal" i genel bir kapatma, yalıtma, varlığı sürekli hissettirilen bir düşman, muhtelif vaka tekrarlarıyla unutulmasına izin verilmeyen bir tehdit ve her an başıma bir şey…
  7. Fotoğrafın ve Şiddetin Dili: Siyahi İsyan ve Gezi
    ''Yan yanalar. Bir tür yazgı birliği. “Nefes alamıyorum” diyerek ölen Floyd’un fotoğrafı, son sözleri “Vurmayın, öldüm!” olan Ali İsmail’le, Kemal Kurkut’la, Dilek Doğan’la, Berkin’le, Gezi’nin güzel yüzlü çocuklarıyla buluşuyor'' George Floyd. Yeryüzünün lanetlilerinden. Siyah. Irkçı…
  8. Çiğdem koyduk çocukların adını
    Devrimle Çiğdem yer değiştiriyor. Hatırlıyorum: Çiğdem koymuştuk çocukların adını. Çünkü Çiğdem, düşlerimizin devrime değdiği bir evvel zamandı. Şişli Meydanı’nda üç kız biri çiğdem biri nergis vuruldular güpegündüz sorarlar bir gün sorarlar……

ANALİZ

ANALİZTürkiye yol Ayrımında

Türkiye yol AyrımındaKritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık…